AHHHH KURU FASULYE ( bayılacaksınız)
Uzun zamandır süren arkadaşlıklarından sonra delikanlı kıza evlenme teklifi yapmaya karar verir. Bunun için kızı yemeğe davet eder. Kız da beklediği bu daveti seve seve kabul eder.
Delikanlı yemek için oldukça hoş bir mekanda romantik bir ortam oluşturur. Önce havadan sudan konuşmalar, geyikler derken zamanın uygun olduğunu düşündüğü bir anda garsona işaret eder. Garson, delikanlının daha önce hazırlattığı pastayı getirir. Salondaki gitar çalan genç de yakınlarına gelir. Her şey hazırdır... Portföyünden çıkardığı tektaşın kutusunu açarak kıza uzatır ve en romantik sesiyle:
-Evlen benimle aşkım, der.
Beklediği bir teklif olsa da heyecan içinde , şaşkın bir halde sadece şöyle cevap verir kız:
-Eveeetttt....
Mutluluktan uçmaya hazırdır ikisi de. Uzun süre kızın parmağına yüzüğü taktığı elini elinde tutar ve seyreder, seyreder, seyreder... Defalarca öper.
Gece bu mutlu atmosferde , değişik konuşmalarla sürerken nasıl olursa konu yemeklere gelir. Kız hemen:
- Aa, bunca zamandır arkadaşlık yapıyoruz da bir defa bile sormak aklıma gelmedi. Aşkım, en çok hangi yemekleri seversin, söyle de , bilmediğim yemekler varsa öğreneyim annemden.
-Hiç düşünme bunları canım, öyle yemek ayırmam ben. Sen pişirdikten sonra hele, zehir olsa yerim, der delikanlı.
-Olur mu aşkım, en sevdiğini en çok pişirmek isterim.
-Yaa, aslında bir yemek var. Sadece onu pişirsen de olur. Her gün pişirsen , niye bunu pişirdin demem.
-Ay, ne iyi, neymiş o?
-Kuru fasulye...
-Ne?
-Bildiğimiz kuru fasulye!
-Asla, diye çıkışır kız. Asla pişirmem ! Nefret ederim ben kuru fasulye yiyenlerden...
-Ne var bunda hayatım , bu çıkışın ne? Basit bir yemek alt tarafı.
- Ben kuru fasulye yiyip yiyip de sonra ne kabahatler ettiğinizi bilirim ve bundan son derece tiksinirim. Bizim evimizde kuru fasulye filan pişemez.
-Ben de kuru fasulye pişirmeni isterim zaman zaman.
Yersin, yiyemezsin derken tartışmaya dönüşür konuşma ve kız da delikanlı da karşılıklı tepkiyle terk ederler birbirlerini.
Aradan geçen birkaç hafta pişmanlık içinde kıvrandırır ikisini de.
-Ne olacaktı sanki, yerse yeseydi. Ne güzel fırsatı kaçırdım. yakışıklıydı, karizmatikti, iyi bir işi vardı, üstelik çok da zarifti... Ahh şu ben ahhh, diye yanmaktadır kız.
-Ah ulan ah, yuhh bana be! Gül gibi kızı kaçırdım. Şimdi böyle kızlar karaborsa. Güzel, saygılı, namuslu, zarif... Ne olacaktı sanki, her gün kuru fasulye mi yiyorum sanki, diye kendine kızar delikanlı.
Ve, birkaç gün sonra kızın telefonu çalar. Delikanlı görüşmek istemektedir. Havaya uçacakmış gibi olur kız ama konuşmanın akışından pes edecek olanın delikanlı olduğunu anlayınca ağırdan alır. Konuşurlar, görüşürler, anlaşırlar ve evlenirler. Kuru fasulye pişirmeyecektir kız.
Her şey güzel, her şey tatlıdır. Mutluluk içinde geçer ilk ayları. Ama bir gün, öğle arasında delikanlı bir iş için çalıştığı ofisten çıkar. işinin olduğu taraf giderken yol üzerinde şık bir lokanta ve bu lokantanın camekanında bir tepsi kuru fasulye görür. Kıpkırmızı... bol salçalı... Üzerinde de kurutulmuş kırmızı biberler... "Aman Allah'ım!" diye geçirir içinden. Yutkunur da yutkunur. Yoluna devam eder. Gelgelelim dönüşte ayakları onu farkında olmadan o lokantanın önüne götürür. Durur bir süre seyreder.
-Yememeliyim, söz verdim. daha şimdiden güvenini sarsmamalıyım, diye düşünür. Ama ayrılamaz da oradan. Sonra:
- Ben ona kuru fasulye hiç yemeyeceğim demedim ki, kuru fasulye pişirmemesi konusunda anlaştık. Şimdi şurada kuru fasulye yesem, nerden haberi olacak ki...
Bu düşünce hoşuna gider ve hemen girer lokantaya:
-Sadece kuru fasulye istiyorum, der.
Ohhhh, ne kadar da güzel olmuş, bu kadar güzel mi olur bir yemek ,diye büyük iştahla yer, siler süpürür tabağı. Doymaz , sonra bir daha, gene bir daha, bir daha... kaç porsiyon yediğini bilmez. hesabı ister garsondan. Sadece toplam fiyata bakar, parayı bırakır çıkar. Çok hoş hisseder kendini. Muzip bir çocuğun suçunu örtbas ettikten sonraki zevk sarhoşluğu içindedir.
Ofise gider, çalışmasını sürdürür. Bir zaman sonra bağırsaklarındaki hareketten sıkışmaya başlar. Sessizce hallediverir birkaç defa. Bu birkaç defadan sonra, kabahati kokusuyla ele vermeye başlar kendini. yakınındaki arkadaşının havayı koklamaya başlayıp bunun yüzüne bakması durumun fark edileceği endişesini uyandırır, Sıkıştığında tuvalete gider artık ama tuvalete gidişler çok sık olur. Her defasında bakışlardan rahatsız olur. Mümkün olduğu kadar tutar kendini, dayanamayacak hale gelince gider tuvalete.
İşten çıkış saatinde rahat bir nefes alır. Bir süre rahat rahat, rahatlayabilecektir. Bu rahatlıkla otomobilini otoparktan alır, eve doğru yola çıkar. Yolda her şey rahatlık içinde ...
Ama, eve geldiğinde aklı başına gelir:
-Tühh ya, şimdi evde ne yapacağım ben, diye düşünür. Bu arada otomobilini evin biraz öncesinde park eder. Mahallede bir kaç tur yürümeye karar verir bağırsaklarındaki hareketi
hızlandırmak amacıyla. Yürür bir süre, rahatlaması gerekince rahatlar. Biraz hafiflediğine karar verince:
- Şimdi gireyim artık eve. Bağırsaklarım çatlayacak gibi olsa da tutayım. Başka çare yok, diye düşünür.
Evin zilini çalınca eşi hemen açar kapıyı ve her zamankinden daha sevinçli, daha sevimli bir halde boynuna atılır kocasının ve hemen :
-Aşkımmmm, sana bir sürprizim varrrr...
-Aaa, der delikanlı; bayılırım sürprizlere. neymiş bakalım?
-Sürprizim mutfakta, mutfağa götüreceğim seni.
Eşinin elinden tutar ve mutfağa yönelirler. Mutfağa girmeden:
- Gözlerini bağlayacağım senin. Sürprizi bir anda görmelisin. İlk kez olacak ya, merak ediyorum tepkini, der ve eşinin gözlerini bağlar.
Mutfağa girerler, tam eşinin gözünü açmaya hazırlanırken telefon çalar.
-Bir dakika ben salona gidiyorum, konuşup geleyim, yalnız söz ver, hatta yemin et. Ben konuşurken merak edip gözünü açmayacaksın.
-Söz ve yemin , der delikanlı. rahatlıkla gider hanım salona , açar telefonu:
-Aaa, Tijenciğim nerelerdesin , aramadın ne zamandır......
Bu girişten konuşmanın uzun süreceğini anlar delikanlı. Hep böyle olmuştur:
-En az yarım saat , diye geçirir içinden.
İçinden geçirdiği gibi konuşma uzadıkça uzar. Bu arada bir kaç defa da rahatlamıştır. Fakat kokusundan eşinin rahatsız olacağını düşünür ve el yordamıyla mutfağın balkona açılan kapısını açar. Havalandırır aklınca... Ya üstüne sinen koku... her rahatlayışta .... Bunu düşünerek önce ceketini çıkarır, balkon kapısında savurur birkaç defa. Asıl kokunun alt tarafta olduğunu düşünür. Pantolonunu çıkarır, havalandırır. Sonra, sonra da iç çamaşırını çıkarıp havalandırır. Bu şekilde bekler hanımını. Nasıl olsa konuşma sürecektir daha. Paldır küldür rahatlar defalarca....
Konuşmanın akışından bitmek üzere olduğunu anlayınca hemen giyinir. Hazır halde bekler eşini. Eşi gelince:
- Ayyy aşkım beklettim seni yaaa... Açmadın değil mi gözünü?
-Hayır aşkım, söz verdim ya...
-Tamam o zaman, açalım. Gel şöyle yemek masasının yanına gidelim... Hazır mısın?
-Tamam, hazırım!
-Sürprizzzzzzzz, der ve açar gözlerindeki bağı eşinin. Delikanlı ne görsün?
(Ne gördüğünü öğrenmek için sayfanın altına doğru ilerleyin....)
(Hhahhahahahahahahaaa, kurufasulye zannettiniz değil mi? Biraz daha ilerleyin , öğrenin...)
-Sürprizzzzzzzzzin ne olduğunu görmüş delikanlı…. Masada kayınpederi, kayınvalidesi, baldızı……. Yemeğe gelmişler ilk kez…..
0 yorum yazılmıştır